About Me

Fotoğrafım
İzmir, Turkey
Yasemin kokulu bahçenin kedileri ve günlük halleri hakkında... ♥ The cats of a jasmine scented garden and its daily snaps. Les chats de jasmin parfumé jardin et ses clichés quotidiens .

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Sakız Adası İzlenimlerim

Gezi yazılarında esas vak’anüvist misali anında not tutmak ki ben bunu beceremiyorum ,  ” iyisi mi gelir gelmez , sıcağı sıcağına yazayım ” dedim …
Sakız’a haftanın her günü sabah Çeşme’den feribot ve Katamaran kalkıyor , aynı gün akşam dönüyor. Önceden Yunanisten vizesi alabileceğiniz gibi adaya giriş için kapıdan günlük vize alınabiliyor , biz yeşil pasaporta sahip olduğumuz için vizeye gerek duymuyoruz ama çalıştığımız kurumlardan ” barkodlu görev dökümü ” aldık. Bu belgeyi e- devlet’ten kendiniz de indirebilirsiniz. Hoş bu bilgilere siz zaten internetten ulaşabilirsiniz.
Aman siz siz olun hafta sonu gidiyorsanız en az 1- 1,5 saat önce pasaport kuyruğuna girin. Türk aklı işte , her aileden bir nöbetçi kuyruğa giriyor , bir bakıyorsunuz siz pasaport kontrolüne yaklaştıkça önünüze hooop 5-10 kişi daha ekleniveriyor.
Birden fazla şirket Sakız’a sefer düzenliyor demiştim ya biz tavsiye üzerine Ertürk’ü tercih ettik, diğeri Turyol. Pasaport kontrolünden geçtik , bir kuyruk da gemiye binerken … İki tür gemi var limanda ; Feribot aracıyla seyahat edenler için , Katamaran araçsız yolcular için ; doğru kuyruğa girdiğinize emin olun ve burada da Türk İnsanın’nın saygılı(!) tutumu nedeniyle pek çok kargaşa yaşanıyor hazırlıklı olun. Biletlerde numara olmadığından boş bulduğunuz yere oturun. Mümkünse kapıya yakın oturun, zira inişte de kargaşa yaşayacaksınız.
Rastlantı mı bilemeyeceğim bizimki diğer şirkete göre yarım saat geç kalktı, dolayısıyla diğer şirketin yolcuları bizden önce limana indiğinden Sakız’da pasaport kontrolünde çok uzun süre bekledik.
Kontrolden çıkınca hemen sola doğru yürüyün 50-100 metre ötede bizim usul demleme çay ve kahvaltı veren küçük kafeler , onların hemen yanında da araç kiralama şirketleri var. Ben sabah çayını severim , çay eşliğinde küçük bir tostla kahvaltımızı hallettik ve hemen az öteye yürüyüp adayı gezmek için araç kiraladık . Günlük turlar da var ama zaten dersimizi çalışıp rotamızı belirlediğimiz için tura katılmak yerine araç kiraladık. Fiyatlar günlük 40 avrodan başlıyor.
Haritamızı açıyor Adanın güneyini gezmeye başlıyoruz. İlk durak Pyrgi köyü . Fazlaca turistik bulduğumu not düşeyim. Binaların dış yüzeyindeki seramik işçiliği nedeniyle çokça turist çekiyor. Köy meydanında soluklanıyor, soğuk bir şeyler içiyoruz. Hava hareket ettiğimiz Çeşme’ye oranla daha tahammül edilebilir derecede ama öğle saatleri olduğundan biraz zorlanıyoruz.

Phirgi Köyü’nün meşhur evlerinden biri !
Rotamızı Mesta Köyü’ne çeviriyoruz. Sokaklarının temizliği, insanlarının konukseverliği, evlerin şirinliği ile gönlüme taht kuruverdi . Uzunca bir süre daracık sokaklarında dolaşıp sonrasında biraz soluklanmak için köy meydanındaki bir kır kahvesine oturuyoruz. Burada da soğuk bir şeyler içiyoruz.



Aracımızla kah sahil yolundan , kah adanın içine girerek birkaç köyü daha ziyaret ediyor ve Sakız’ın merkezine Chios’a dönüyoruz. Burada daha önce adayı ziyaret eden bir arkadaşımızın tavsiyesine uyuyor ” Delfinia  Restaurant’ta ” deniz ürünleri yiyiyoruz. Fiyatlar makul, porsiyonlar doyurucu. Aynı menüye vaktiyle yarım saat uzaklıktaki Çeşme’de servet ödendiğimizden bu işe  üzülelim mi sevinelim mi karar veremiyoruz !
Yemekten sonra aynı güzergahtaki bir dükkandan hediyelik ufak tefek bir şeyler satın alıp aracımızı teslim ediyor dönüş için limana yürüyoruz. Biz Keşkül’ü evde yalnız bırakamıyoruz , tek geceliğine bile olsa emanet edecek kimse  bulamadık , dolayısıyla aynı gün İzmir’e döndük.
Hafta sonu tatili için gelenler çoğunlukta olduğundan dönüşte gemide kolayca yer bulduk, hiç sıraya girmeden pasaporttan çıktık ve yarım saat kadar sonra evimizdeydik !
Ben gezi yazarı değilim, – burası benim bloğum-  elimden geldiğince izlenimlerimi anlattım, zaten internette o kadar çok bilgiye ulaşmak mümkün ki arzu eden rahatlıkla ulaşabilir !
Keyifli günler dilerim 💙

9 Temmuz 2017 Pazar

Evcil hayvan ve bahçeli ev gerçeği

İnstagramda bol bol kedi fotoğrafı paylaşıyorum , sonuçta insan elindeki malzeme neyse onu kullanıyor öyle değil mi?
Sosyal medya hakkında yapılan araştırmalara bakılırsa ” insanların sürekli mutlu anlarını, sahip olduklarını paylaşması takipçilerde mutsuzluğa hatta kıskançlığa yol açıyormuş” Doğrudur .
Hayat hep güzel anlardan ibaret değil , bazen işin bir de perde arkası oluyor ki bunlar pek çoğumuzun katlanamayacağı hatta felaket olarak nitelendirebileceği gerçekler.
Misal ; birçoğumuz ” şöyle bahçeli bir evim olsun da öyle kedi- köpek sahibi olayım ” deriz ya , bahçe ve evcil hayvan birbirine düşman aslında . Kedileri çok seviyorum ama bahçeme verdikleri zarar kimi zaman beni çileden çıkarıyor. Yeni diktiğim çiçekleri kazıp çıkarıyorlar, olur olmadık yere tuvaletlerini yapıyorlar , mama ve su kaplarını devirip ortalığı kirletiyorlar ama en fenası Kirpiler… Bahçede bir kirpi ailemiz de var ve onlar tuvaletlerini mama kapları dahil her yere yaptıkları gibi kediler gibi üstünü örtme zahmetine katlanmıyorlar bile.
Köpekler ise , bahçede köpek bakmak evin içinde bakmaktan daha zor bence. Toprak kazmak köpeğin genlerinde var. Yeni sulanmış bahçede yuvarlanmak, gelip burnunuzun dibinde silkelenmek, çamurlu patalarıyla açık kapıdan içeri dalmak en çok hoşlandıkları oyun . Merak etmeyin 8-10 yıl sabrederseniz uslanıyorlar 🤣🤣🤣
Nasıl bahçeli ev gerçeğini sevdiniz mi?

Yaşlı kızım Tagaddi'm


Masum bakışlarına aldanmayın. Bu da bahçemin yeni sahiplerinden ,adı Junior , babası olduğunu tahmin etiğimiz Melül'ün tıpkısı.Oyun alanını kaza kaza çiçek bırakmadı :(

2 Haziran 2017 Cuma

YENİDEN MERHABA !

Blogspota akıllı telefonlardan yayın giremiyorum, benim emektar pc .de yazı yazmamam için elinden geleni yapıyor, neyse bulacağım artık bir çaresini.

Sevgili dostlar ben bir süre önce wordpress'te  Evimi Seviyorum  adıyla yeni bir blog açtım ama bunu sizlere duyuramadım maalesef :(

Yaklaşık 10 yayın yaptım , bunları tek başlıkta toparladım, umarım okurken keyif alırsınız.İnanın şu iki cümleyi yazarken bile çok zorladı beni emektarım, hala tamir ettirebileceğim bir yer  varsa lütfen ses versinler !



Yeniden bloğa yazıyor olmak ne güzel .
Keşke blogspottaki takipçilerimi de buraya aktarabilsem .
Tagaddi benim can dostum , yaşlı kızım bu ay bizimle birlikteliğinin 11. Yılını tamamladı . Daha uzun yıllar bizimle ol !
Seni seviyorum tekir güzelim ♥



BİZİM EVİN HALLERİ






Bahçenin güzel zamanları geliyor, baharın ilk habercisi Mor Salkım açtı, ardından Yaseminler , Ortancalar derken tadına doyum olmaz.
Doğayla içiçe olmak ne güzel , hoş bizim buralar ilk geldiğimiz yıllara göre çok çok kalabalık oldu ama hala kuş seslerine uyanabiliyor, arıların çiçeklerle sohbetine ortak oluyoruz…


VİŞNELİ KOLAY PASTA

Mevsimine göre çilekle de yapabilirsiniz ama benim favorim her zaman vişne olmuştur!
Mayhoş tadıyla, pratikliğiyle gönlünüzü fethedecek kolay pasta :
malzemeler
2 yumurta, 1/2 bardak kakao, 2 bardak un, 1 bardak toz şeker, 1 beking powder, 1 bardak çekirdekleri çıkarılmış vişne( yazdan buzluğa atıyorum) 1/2 bardak süt, 1/2 bardak sıvı yağ, 1 paket bitter çikolata, 1/2 paket hazır krema,1/4 bardak vişne suyu
Yumurta şeker krema kıvamına gelene değin çırpılır, elenmiş un, kakao , süt , yağ ve kabartma tozu eklenir tahta kaşıkla karıştırılır, 20 cm. çapında yağlanmış kalıba dökülür üstüne visneler eklenir , ön ısı yapılmamış 175-180 derece fırına atılır, kek kabarınca ısı düşürülür. Kürdan testiyle pişip pişmediği kontrol edilir fırından çıkarılır, daha sıcakken (isteğe bağlı)2 tatlı kaşığı vişne likörü ve çeyrek bardak vişne suyu ile kaşık yardımıyla ıslatılır. Kek dinlenmeye bırakılır. Bir gece dolapta beklerse çok daha lezzetli oluyor. Servis yapmadan önce benmari usulüyle eritilmiş çikolata ve krema ile sos hazırlanır ılık ılık üstüne dökülür bekletmeden yenir.
Not: kekin pişme süresinin  fırınınızın özelliğine göre değişiklik gösterebileceğini unutmayın!



9 Kasım 2016 Çarşamba

Başlasın mı?



ABD yeni başkanını seçti,hayırlı olsun bakalım.
Niye şaşırıyoruz ki , yaklaşık 20 yıldır Amerikada yaşayan bir yakınım  " Türkiye küçük Amerika değil, Amerika büyük Türkiye " demişti bir vakitler ... Yorumu size bırakıyorum artık...

Halk seçimini yaptı ,onlar erdi muradına biz bakalım yarınımıza ...




Böylesi zor zamanlarda en iyi ,en dinlendirici şey  hobilerime sığınmak  oluyor . Örmeyi çok seviyorum, Patchwork gibi boyama gibi özel bir hazırlık istemiyor. Nerede olursan nereye gidersen at çantana bir yumak bir de tığ ,ohhh mis ! Yemeğin pişmesini beklerken, çamaşır bitsin de asıvereyim derken, akşam tv karşısında hatta doktorda sıra beklerken bile örüyorum.  

Beni uzun süre meşgul edecek büyük büyük işlere de kalkışmıyorum artık, çarçabuk bitiverecek kırlentler, bebek battaniyeleri , bilemedin taburelere minder niyetine kılıf. 

Bu da yılbaşı temalı oldu ,tamamen rastlantı ama oldu işte . Bence çok da iyi oldu. 
Başlayalım mı artık yeni yıl hazırlıklarına ?


Mumları yakıp da fotoğrafı öyle çekmek isterdim ama ne mümkün ? Bizim buralar iki gündür uçuyor resmen , bir rüzgar ,bir fırtına sormayın ! Hava da karanlık , iç karartan cinsten, fotoğraf için zorunlu olarak bahçeye çıktım ,doğal ışık her zaman tercihim çünkü . 

Keyifli günler dilerim buraya yolu düşen herkese ...

7 Ekim 2016 Cuma

Güzellik senin içinde ...

Yazacak bir şey olmadığından değil , yazacak güzel , neşeli ve iç açıcı şeyler olmadığından yazmadım - yazamadım !

Yorumlara cevap bile veremedim çünkü ülke mutsuzluk girdabında boğulmak üzereyken benim seyirci kalmam olanaksızdı ve söylemek istediklerim de hep mutsuzluk kokacaktı...

Sonra ... Sonrası yok ! " Kalk !" dedim "toparlan , güzellik senin içinde ; hayatta bunca kötülük çirkinlik varsa onun zıttı da var . Önemli olan gülün dikeninden şikayet etmek değil , dikenler arasında gül yarattığı için yaratana şükretmektir " Şeyh Sadi'nin bu sözünü pek severim , yaşamda düstur etmişimdir kendime ...



Bloglar uykuda , zevkle takip ettiğim pek çok arkadaşım bloğunu güncellemeyeli neredeyse yıllar olmuş . Her sabah şevkle heyecanla okuduğum o güzel yazılar şimdi yok. Sosyal medyada başka başka sularda geziniyor bir kısmı . Ben dahil pek çok kişi hiç de  içten bulmadığı,  yapaylığın kol gezdiği instagram dünyasında anlık paylaşım yapıp çıkıyor . Bloglara dönüş çağrıları ise zayıf birer fısıltı gibi kaybolup gidiyor...

Neyse ... Önce kendimizi ve küçük dünyamızı mutlu etmekle başlayalım sonrası kendiliğinden gelir...

Çok sevdiğim sonbahar mevsimi nihayet geldi , ardından büyülü kış ve sabırsızlıkla beklediğim kırmızı yeşilin krallığı yılbaşı da geldi mi değmeyin keyfime ! Bakarsınız daha sık uğrarım buralara ...





İnstagram için çektiğim birkaç sonbahar fotoğrafı var elimde bunları yayımlasam olur değil mi ?,
Sonuçta blog takipçilerimin hepsi instagramda beni takip etmiyor 

Şimdilik güzel bir hafta sonu dileklerimle " hoşçakalın " diyorum!
Kalın sağlıcakla !

27 Haziran 2016 Pazartesi

Ben yaz insanı değilim !


Bu yıl sıcaklar her zamankinden daha önce mi geldi ,benim tahammülüm mü azaldı emin değilim. Emin olduğum bir şey varsa bu havalar beni tembel ve huysuz yapıyor. 

Canım hiçbir şey yapmak istemiyor , çarpı işi, tığ işi , patchwork ... Gönül gezdiriyorum , bir şeyler yapayım oyalanayım istiyorum ama yarım saat- bir saat sonra isteğim kalmıyor,  ne iş yapıyorsam bırakıveriyorum bir köşeye ,  elime hortumu almış bahçe sularken buluyorum kendimi . 


Hanidir sarı bir iki şey almak istiyordum eve.
Bu yılın rengi bence sarı :)

Evde dekorasyonda çok büyük değişiklikler yapmak mümkün olmuyor; birkaç kırlent, koltuk şalı , bilemediniz çiçek böcekle yetiniyorum. Sonuçta insan gün gelip sıkılabiliyor ,en az masrafla bu işi çözmek mümkünse el emeğiyle bu değişikliği gerçekleştirmek en güzeli...

Bahçede çok uzun süredir kullandığımız bu masayı geçtiğimiz yıllarda üst tablasının rengi bozuldu paslanmaya başladı diye yağlı boyayla boyamıştık, Bir süre öyle kullandık sonra cumartesi günü birden sarıya boyamaya karar verdim. Akşamüzeri hava azıcık serinleyince 2 kat parlak yüzey astarıyla boyadım. Sabah oluncaya kadar bekledim. Bizim burada aradığım her şeyi kolaylıkla bulmak mümkün olmuyor, hırdavatçıdan bulabildiğim sarı renk  sprey boyayı aldım  - aman Allah'ım bu Taxi sarısıymış ! -  katlar arasında tam olarak kurumayı bekledim ve beyaz rengi kapatıncaya kadar püskürterek boyadım. Ama siz siz olun bu işi açık havada ve objenizin altına kocaman  bir örtü sermek suretiyle yapın ! 

Yaklaşık 10 liraya - istediğim ton olmasa da - sarı bir masaya sahip oldum !


Karşısına geçer geçer bakarım şimdi ben bu masanın!
Serin serin, mutlu mutlu bir hafta dileklerimle,
Kalın sağlıcakla !

17 Haziran 2016 Cuma

Keşke gerçek olsa !


Sosyal medyadan , televizyondan ,haberlerden her bir şeyden uzaklaşasım var epeydir - burası başka , burada sahici dostlarım var şükür - 
Ülkemde olup bitenler herkes kadar beni de etkiliyor, üzüyor . Huzurumu çalıyor, kabus dolu geceler yaşatıyor !
Terörün kendisi kadar teröre verdiğimiz tepkiler de beni derinden sarsıyor.
Ölenin ardından bile " bizdenmiş / sizdenmiş " yorumları yapılıyor ya , " aman Allah'ım , biz ne ara bu kadar kötü olduk ? " diyorum .
Hiç istemeden de olsa kalın bir duvar örüyor ve kendimi o duvara içine hapsediyorum. Oysa ben bu değilim . 


Yıllar önce, sanırım 20 yıl kadar oldu ,  Amerika ziyaretimde çevresine kalın kalın , yüksek yüksek duvarlar örülmüş siteler görmüş ve şaşıp kalmıştım. Orada yerleşik hayata geçmiş yakınımız " burada zengin aileler yaşar, güvenlikleri için böyle bir çözüm üretmişler " demişti. Şimdi bu tarz yerleşim yerleri bizde ne kadar doğal karşılanır oldu değil mi ? 






Oysa benim  görebildiğim şu güzellikleri gönül gözüyle görebilse insanoğlu , ne savaş kalır, ne zulüm , ne  hırs ne de kıskançlık , 

Küçücük bahçemde ellerimle diktiğim çiçeklerimin bana sabah sabah selam vermesi , hele ki sağlıkla sevdiğim insanla yeni bir güne uyanabilmenin mutluluğu bana yetip artıyor bile...

Dünya hepimizin evi, insanlar mahvetmediği müddetçe hepimize yetecek kadar yer var !


Keşke her şey ama her şey eskiden olduğu kadar yalın, temiz ve kolay olsa...

Mutlu bir hafta sonu dileklerimle ,
Kalın sağlıcakla !


13 Haziran 2016 Pazartesi

Sarkaç yapalım !




İnstagramda yayınladığım bu sarkaç modeli beğenilince sağolsun arkadaşlardan birkaçı  nasıl yapıldığı konusunda bir yayın hazırlamamı rica ettiler. Aslında yapımı birkaç saat sürecekti ama araya başka işler girdi , yayını bu güne kaldı. 

Kırmızılı sarkaçta Ankara'dan çok yıllar önce alınmış kendinden ponponlu ip kullanıldığı halde elimde bu ipten başka olmadığından  burada anlatabilmek için yeni bir sarkaç hazırladım . 

Fotoğraflar istediğim kalitede olmadı maalesef , bu seferlik kusuruma bakmayın !

Malzeme, sağlam pamuklu ip, tığ ve birkaç boş saat , hepsi o kadar !

Yapımı çok kolay ama kısaca anlatmam gerekirse ; Saksımın tabanı kadar rastgele arttırnak suretiyle üçlü trabzan , arada 1 zincir çekerek bir yuvarlak ördüm Yeterli büyüklüğe erişince , yine üçlü trabzan arada 3 zincir çekmek suretiyle hiç arttırmadan örmeye devam ettim.











Fotoğrafta görüldüğü gibi tığla ponponlar yaparak örgümü süsledim. Bu ponponların hazırları da satılıyor dileyen hazır alıp kullanabilir. 


Dört tarafından  zincir çekmek suretiyle  ikili askılar hazırladım...



Saksımı yerleştirdim .
Son iki sırayı örmesem daha iyi olacakmış :(


Karşısına geçip " ben yaptım " deyip keyifle seyrettim !



10 Haziran 2016 Cuma

Mutlu hafta sonları



Evimde geçirilen zaman benim için asla kayıp değil. Örmeyi, kesip biçmeyi, boyamayı kısaca üretmeyi çok seviyorum. Günlerce evden çıkmadan meşgul olsam hiç ama hiç sıkılmam.

Bir arkadaş dedi ki geçende " her gelişimde evinde bir değişikjlik oluyor, hiç üşenmiyor musun ? Ben bir yerleştirdim mi eşyaları asla kımıldatmam " Aaa olur mu öyle şey ? Ben inanılmaz keyif alıyorum, Tabii siz en çok bahçemi bir de salonumu - salon ne ? Yaşam odamızı - görüyorsunuz. Üst katlar da nasibini alıyor bu değişimden. Eşimle durmadan alt kattan üst kata , üst kattan da alt kata bir şeyler indirir çıkarırız biz :)

Herkesin tercihi farklı tabii. Kimi pırlanta ister, kimi yeni arabası olsun,  daha daha büyük evi , dolaplar dolusu giysileri, ayakkabı çantası ...
Bana verin kumaş, ip , boya , bir de kitap... Tabii kitaplarım, dergilerim olmadan asla !



Yalnız el işi dergilerini değil, dekorasyon dergilerini de alıp biriktirmeyi seviyorum. Bu dergilerin yaşam alanlarımızı düzenlemede çok yararı olduğuna inanıyorum. Ne yazık ki bizim henüz kendimize özgü bir dekorasyon stili oluşturacak kadar birikim kazanmadığımızı , taklitle bir yere varılamayacağını idrak edemediğimizi düşünüyorum. 

Moda  neyse bir bakıyorsun evlerde koltuk kanepe, tabak çanak hep aynı . Bunda üreticilerin de olumsuz katkısı var tabii. Onlara sorarsan " arz - talep işi. " Sonuçta ticaret yapıyorlar ,parayı bu yolla kazanıyorlar !

Neyse sözü çok uzatmayayım. Bu ayın Evim Dergisinde bir köy evi var. Urla / Barbaros Köyünde emekle sabırla yıkık dökük bir dam sevimli bir köy evine dönüştürülmüş. Çoğumuzun hayali belki... Zaman bulursanız alıp okumanızı tavsiye ederim .

Mutlu hafta sonları keyifli okumalar dostlarım !

Not: Bu kesinlikle bir reklam yazısı değildir, zaten ben hiçbir koşulda sponsor kabul etmiyorum biliyorsunuz!

8 Haziran 2016 Çarşamba

Yine kırkyama ...





Aslında bu yıl o kadar üretken değildim , bir bakıma hız kestim sayılır. Yanlış anlaşılmasın hala kırkyama yapmayı çok seviyorum,onu diğer el işlerine göre çok  daha özel , çok daha meşakkatli buluyorum ve ne yazık ki bu geleneksel el sanatının ülkemizde yeterince tanınmadığını bu gidişle de unutulup gideceğini düşünüyorum.

Öyle ya çağımız hız çağı ,günler geceler boyu sabırla hevesle el emeği göz nuru üretmeye kimin vakti var ki?

Geçen hafta Barbaros Köyü'nde 1. Oyuk ( korkuluk ) festivali vardı , festivalde Kırkyama sergimiz olacağından söz etmiştim. Bu örtüm sergilenen işlerimden biriydi. Sergi salonunda fotoğraf çekilmemesi komitenin kararı olduğundan size ancak bu kadar fotoğraf gösterebileceğim.



Festival bu yıl ilki olmasına rağmen gayet başarılıydı ve inanılmaz kalabalıktı. Dilerim önümüzdeki yıllar sizler de konuk olabilirsiniz...





Biz kadınlar değiştireceğiz dünyayı, kötülükleri biz kovacağız dostlarım, 
Üretelim, sevgiyle saygıyla yaklaşalım tüm canlılara. Ayrıştırmak, dışlamak , hor görmek ,küçümsemek insanın en kötü huyudur . Ne kendisi mutlu olur böyle ne de çevresini mutlu edebilir...

Bu vesileyle tüm İslam dünyasının Ramazanını kutlar , bu mübarek ayın tüm insanlığa sevgi, barış, hoşgörü getirmesini dilerim.

Kalın sağlıcakla !