About Me

Fotoğrafım
İzmir, Türkiye
Yasemin kokulu bahçenin kedileri ve günlük halleri hakkında... ♥ The cats of a jasmine scented garden and its daily snaps. Les chats de jasmin parfumé jardin et ses clichés quotidiens .

31 Ocak 2012 Salı

Oturma odaları











Görsellerin daha fazlası  burada
Biz neden oturma odası diyoruz da onlar yaşam odası diyorlar? Biz oturmayı yaşamaktan saymıyor muyuz yoksa ? Belki Televizyon Odası desek daha mı çok yakışır ,çünkü ailecek akşamları oturunca yalnızca televizyon izlenir oldu bizde. Akşam gezmeleri çoktan tarihe karıştı. Genç nüfus çalışıyor ,trafik derdiyle boğuşup eve gelince yemek yemek,ortalığa çeki düzen vermek ,kendine çeki düzen vermek,çocuklarla zaman geçirmek,ödevlerine yardım etmek derken eşiyle bile doğru dürüst iki çift laf edemezken nerede kaldı arkadaşa eşe dosta oturmaya gitmek. 
Bizim kuşak da unuttu artık. Sosyalleşmeden sayılmaz oldu bu ziyaretler. Hafta içi neredeyse hiç dışarı çıkmıyoruz biz de. Evde oturup film izliyoruz yazın en fazlasından bahçede zaman geçiriyoruz üç beş dostla... Hafta sonları evde olmayı hiç sevmiyoruz ama  biz de eşe dosta oturmaya gitmeyeli uzun zaman oldu .
Büyük şehirlerde böyle durum ama merak ediyorum küçük yerlerde hala devam ediyor mu o güzel alışkanlık ? Mesleğe ilk başladığımız yıllarda küçük yerlerde görev yaptık . Eşim de ben de büyük şehir insanı olduğumuz için çok sıkılacağız zannettik buralarda ama hiç de öyle olmadı. O kadar güzel dostluklar kurduk ki zaman zaman özlemle anarız o günleri. Gençliğin verdiği enerjiyle olsa gerek hiç yorulmaz hiç de üşenmezdik. Kar kış kıyamet demez ,küçücük çocuklarımızı sarar sarmalar ,yedek giysilerini ,hatta -hazır mamalar yoktu o zamanlar- meyvesıne kadar yiyecek içeceğini yanımıza alır düşerdik yollara. Ne komik ben oğlumun meyve   öğünü geçmesin diye mevsim meyvesını ,bisküvisini dövmek için havanımı ,hatta rendemi bile götürdüğümü bilirim gittiğim yere ... Bahane yaratmazdık yani ... 
O güzel günleri özlüyorum ben ! Siz de benim gibi düşünenlerden misiniz ? Eğer öyleyse ,ne dersiniz en yakın arkadaşımızı arayıp bu akşam onlara oturmaya geleceğimizi söyleyelim mi ? Ya da bu hafta sonu...
Oturma odası görsellerini bloğuna koyup da taa buralara kadar gelen başka geveze tanıyor musunuz bilmem ama ben bu görsellere bakınca eskiye gidiverdim işte. 
Yarından tezi yok sizden gelecek düne ya da günümüze ait  '' akşam oturması '' öykülerini bekliyorum. 
Hepinize sıcacık ,keyifli ,bol sohbetli günler dileklerimle...

30 Ocak 2012 Pazartesi

Bir kahve alır mıydınız?





Boyamayı seviyorum. Atölye'de zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Çoğunlukla alt yapısını evde hazırlayıp süslemek için Atölye'ye götürdüğüm objelerimin bazen cilası kurumadığı için orada kaldığı oluyor. Bu yatılı misafirliği abarttığm zamanlar da oldu. Evden iki sehpayı aynı zamanda boyamak için götürünce kahve fincanımızı bile koyacak yer bulamadık bir süre :) 
Bu sehpa son boyadıklarımdan,görselini o kadar sevdim ki Şeyda Hanımcığım ona benim adımı verdi . Baharda bahçe teması,ne hoş değil mi ? Bir de küçük ev figürlerini çokça kullandığımı farkettim. Tamamen istem dışı oldu bu ... Aslında düşününce çok da şaşılası gelmiyor bana bu seçimlerim;boşuna mı dedim ,'' Evimi Seviyorum ''diye ? 



 Geçen haftalarda bir de çekiliş düzenlemiştim anımsarsanız. 500. konuğa ulaşmamın anısına. Çekilişi sevgili  MEYRA  kazanmıştı. Ben de tamamen kendisini düşünerek tasarladığım armağanı o sizlere göstermeden yayınlamak istemedim. İşte armağan: '' Pembiş Tik Tak ! '' Hep mutlu saatlerini göstermesi dileğiyle. Meyracığım şansın bol olsun canım benim ...


Sevdiklerime el emeği armağanlar vermeyi seviyorum. Çok sevdiğim arkadaşım Aylacığım'ın  torunu olacak. Benim arkadaşlarım içinde torun sahibi olacak ilk kişi sevgili Ayla ... Bebeğin cinsiyeti belli ''oğlan '' adı da Ateş olacakmış :) Ateş bebek sağlıkla gel mutlulukla gel! Kısmetin bol ,şansın açık olsun !  Bu kapı süsünü Ateş için boyadım. Sokak kapısına asılacak ve ziyaretçiler evde  bebek olduğunu bilerek çalacaklar kapıyı :)
Havalar bir süre daha soğuk gideceğe benzer . Biz İzmir'de o kadar fazla hissetmesek de açık havada yapılacak tüm aktiviteleri bir süreliğine dondurduk. Hafta sonları yakın yerlere yaptığımız kısa gezilere en azından havalar ısınana kadar ara verdik. Akşamları evde bol bol film izliyoruz eşimle. 2012 Yılı Oscar adayı tüm filmleri izledik ,şansı çok yüksek değil belki ama ben'' The Help ''filmini çok sevdim. Amerikalılar'ın,Afrika kökenli vatandaşlarına  1960 lardaki ırkçı ve ayrımcı yaklaşımını  anlatan çok hoş bir film. Fazla ipucu vermek istemiyorum ,meraklanıp sinemada izlemek en güzeli. 
Televizyondaki yerli dizileri izlememe politikam sürüyor. Ne yazık ki Gülse Birsel'in yeni dizisine de bayıldığım söylenemez. Beklentimi yüksek mi tuttum acaba ?  
Kışın en sevdiğim yanı evde zaman geçirmeye olanak vermesi ama bahçemi de çok özledim. Baharın gelmesiyle bizi yapılacak tonla iş beklemesine rağmen bahçe keyfi bir başka. Serin yaz akşamlarının vazgeçilmezi şömine keyfine ,bahçede hırkayla bile hafifçe ürpererek yaptığımız mangal sohbetlerine çok zaman var daha ... Böyle diyorum ama aslında akıllıca olan mutluluğu ertelememek  ve  '' sonra ''lar yerine şimdiyi , anı yaşamak ! Elindekinin değerini bilmek...Öyleyse biz de öyle yapalım ;
Neşeyle ve umutla başlayalım  bu haftaya ki  güzel geçsin günlerimiz  !
Sevgiler ...

28 Ocak 2012 Cumartesi

MUTLU GEÇSİN HAFTA SONUNUZ !


Hava soğuk ,güneş yalancı olsa da bu güzel ve eğlenceli bir hafta sonu geçirmeye -en azından umut etmeye- engel değil elbet .
Dileyene bir çocuk kadar kaygısız ,dileyene  sıcak bir köşeye kıvrılmış  karnı tok  miskin bir kedi kadar  mutlu ...
Ama illa ki ;
Mutlu geçsin hafta sonunuz !

24 Ocak 2012 Salı

Günlük koşuşturmalar...








Sevgili dostlar,günlük koşuşturmalar ,bir türlü yetiremediğim günler bloğumu bir parça ihmal etmeme yol açtı farkındayım. Oysa burası benim için çok önemli,günlük rutinimin dışına çıktığım kendimi mutlu ve işe yarar hissettiğim bir yer... Dostunuzu arkadaşınızı kendinizin seçtiği ,bencilliğe yer olmayan,her gün kendinize yeni güzellikler kattığınız büyülü bir dünya. Hele kimi blog arkadaşlarıyla yüzyüze gelmek yok mu ,onun tadı hiçbir şeye değişilmiyor... 
Bizim Atölye'de bir kaç arkadaşın bloğu varmış örneğin ,ne hoş... Şimdi birbirimizi daha başka bir gözle izliyoruz. Hatta birbirimizin  boyamalarını  bloğuna koymadan  önce  görüyoruz. Çok hoş ve eğlenceli oluyor tabii... Ne hamarat hatunlar var görseniz hayran olursunuz. Derin Tasarım bloğunun sahibesi Aslı  örneğin çok hamarat maşallah çook. Bloğunu bir ziyaret etmenizi öneririm. Bir de kurabiyeler yapıyor ki her biri sanat eseri,insan kıyıp da yiyemez :)
Ben de aralarında çabalayıp duruyorum işte. Bir kaç hafta önce evdeki fiskos (böyle deniyor değil mi ? ) sehpamı boyadım. Bildiğiniz ceviz cilalı demode sehpaya eskitme yaptım,üstünü peçete dekupajıyla süsledim. Cilası Şeyda hanım'ın elinden çıktı. Şimdi oturma odamda kahve sehpası oldu,zevkle kullanıyoruz. 
Bir diğer boyamam da -sözüm ona- yılbaşı için yaptığım peçetelikti. Çok severek çalıştım,küçücük bir şey ama epey emek verdim. Eh ! Güzel oldu galiba ! Bu yılbaşına yetişmedi ama ben onu her gün kullanmayı düşünüyorum. 
Ahşap boyama çalışmalarım bunlar. Bir de akşamları göz yormayan basit bir tığ işi battaniye yapıyorum. Renklerin çoğu evde var olanlardan ,bu nedenle istediğim tonlar değil  ama nasıl olsa bende battaniye kalmaz bir yerlere doğru havalanır ( anlayan anladı ) . Yapayım bakalım.
Kışın günler kısa çabucak akşam oluyor o nedenle kanaviçe yapamaz oldum. Gün ışığından yararlanamayınca pek içime sinmiyor,o nedenle bahara bıraktım o işlerimi. Zaten kışa da sanki örgü daha çok mu yakışıyor ne ?
Ben bu satırları yazarken hafif karla karışık yağmur yağıyor. O halde bu güne ne yakışır ? Sıcak demli bir bardak çay ve tazecik tarçınlı kek. Ben kekimi fırına atmak için izin isterken sizlerden,hepinize güzellikler diliyorum. 
Sevgiyle sağlıkla kalın ! 

20 Ocak 2012 Cuma

MUTLU GEÇSİN HAFTA SONUNUZ !


Kış kendinden söz ettirmeyi pek sevdi bu günlerde .  Yurdumuzun pek çok yeri kış ve onun saz arkadaşları (!) kar tipi tarafından kuşatılmış durumda. Soğuk havayı penyeden pardesüye geçmek olarak algılayan biz İzmirliler de soğuk havadan nasibimizi aldık . Sabahları erken sayılabilecek bir saatte başlayan hastane serüvenim nedeniyle hanidir görmeyi unuttuğum buz tutmuş su birikintileri bana nostalji yaşatır oldu. 
Kış yalnızca soğuk havada içilen sıcacık sahlep ya da çocukça oynanan neşeli kar topu savaşları demek değil elbet. Kış yoksulun ,evsizlerin  ,sokaktaki canların üşümesi hasta olması belki de can vermesi demek. İşin bu boyutu çok üzücü ...Belki bilmiyordunuz ben anımsatayım,eğer evsiz bir vatandaşımızı görürseniz yurdumuzun her yerinden ALO 183 SOSYAL HİZMETLER HATTI ve ALO 155 POLİS aranabiliyor !
Sevgili dostlar hayat her zaman güzellikler sunmuyor elbet ama güzel bakmayı bilirsek ,mutluluğu ertelemek yerine anın tadını çıkarabilirsek ne mutlu bize. 
İçinizi ısıtmak ,gelecek baharı müjdelemek için albümümden seçtiğim 2 fotoğrafla sizlere '' hoşçakalın ,kendinize çok iyi bakın '' demek istiyorum.
Hepinize sıcacık,neşeli eğlenceli ,iğneli iplikli ,tığlı şişli ;demli çaylı kurabiyeli ,sıcak sahlepli,leblebili bozalı ama mutlaka mutlu hafta sonları dilerim.

16 Ocak 2012 Pazartesi

Sessiz çığlık !



 Bolu -sözde -Hayvan Bakımevinde hayvanlar soğuktan donarak ölüyor ! Lütfen duyarsız kalmayalım onların sessiz çığlıklarına. Onlar her zaman bize yardıma koştular, biz istemesek de bizi sevdiler,evimizi iş yerimizi canları pahasına korudular. Görmeyenlere göz, göçük altında kalanlara umut oldular. Şimdi sıra bizde ,duyarsız kalmayalım. Duyarsız kalmayan bir avuç insana destek verelim. HAYTAP a yapacağımız yardımlar insanlık borcumuzdur. 
Bu mesajı sizler de paylaşın ve  lütfen çevrenizde ulaşabildiğiniz herkese duyurun !

Güneşin Suyu !



Akhisar Roma Yolu


1920 lerden kalan evleri


Eşine az rastlanan Osmanlı mezar taşları


Merhum Yunanlı armatör Onasis'in evi


Zeytinin (Sıvı güneşin ) öyküsü
 Damıtma esnasındaki saf zeytinyağının harika rengi


Gözünü sevdiğim memleketim insanının güler yüzü ,meşhur ekşi maya Akhisar ekmeği ve Karaosmanoğlu Camisi ...

'' Aaa ne işiniz var Akhisar'da ? '' yorumlarına kulak tıkayıp havanın  bir İzmirli için buzzz gibi olduğu ( 2 derece ) bir pazar günü sabah saat 7 de düştük yollara. Rehberimiz değerli arkeolog Şükrü Tül hocamızdı. Önce Akhisar'ın orta yerindeki Geç Roma döneminden kalan Kuzey - Güney Yolu'nu, Agora ve Bazilikası'nı gezip '' memleketimin her köşesinden tarih fışkırıyor '' diye bir kez daha gururlandık. Akhisar'ın 1920 lere tarihlenen her köşesinden hüzün akan evlerini gördük, bu evlerden biri Onasis'in doğduğu evmiş . Nereden nereye....
Sonra... Romalılar'ın Güneşin Suyu dedikleri zeytinyağının öyküsüne tanıklık etmek için zeytinyağı fabrikasının yolunu tuttuk. Çuvallar içinde fabrikaya getirilen zeytinin ezilip sıkılıp her zerresinin nasıl değerlendirildiğine şahit olduk. Kokuya alışkın olmayanlar için -belki- nefret benim gibi zeytinyağına aşık biri için ise miss gibi kokular içinde tazecik saatlik, hatta dakikalık yağımızı aldık. Zeytinimizi tadarak ve lezzetine şaşarak yağımızın yanına kattık. Ver elini Akhisar köftecisi. Bilmeyeniniz vardır belki ben kırmızı et yemem, yok sonradan olma vejeteryenlik değil çocukluğumdan bu yana yemem. Eh bir lokmacık tadına baktım ama tazecik Akhisar ekmeğine zeytini katık etmek  daha güzeldi doğrusu.
Zeytinliova'da ülkemizin meşhur ailelerinden Karaosmanoğlu'nun adıyla anılan camiyi ve hamamı ziyaret ettik. Hamam çok kötü durumdaydı rehberimiz '' bir daha geldiğinizde göremeyebilirsiniz '' dedi . Üzücü :(
Akşamın karanlığına karışan ayaz iliklerimize işlerken eve dönüş yolunu tuttuk Yolda mola yerinde içilen çay mı çok güzeldi bana mı öyle geldi hiç bilemeyeceğim .
 Bu hafta sonu burnumuzun dibinde olup da değerini bilmediğimiz için ziyaret etmediğimiz onlarca yerden birindeydik . Siz neler yaptınız ? Şimdi sizleri ziyarete geliyorum ,siz anlatın ben dinleyeyim.
Güzel bir hafta hepimizin olsun !

13 Ocak 2012 Cuma

Zaman alınır!

Bu günlerde hiçbir şeye yetişemiyorum. Zaten eni boyu pek kısa olan kış günleri bana yetmez oldu !
Sabahlarım -hanidir sıranın bana gelmesini beklediğim- fizik tedavisi ile doldu. Salı günleri yardımcım geliyor temizlik günün,çarşamba sabah fizik tedavi ardından pazar,öğleden sonra arkadaş toplantım var. Perşembe -cuma sabah fizik tedavi öğleden sonra Atölyedeyim. Hafta sonu malum geçiveriyor ... Sabah erken kalkıyorum bloglara göz atmadan güne başlamasam da sabah kahvemi bile içemeden dışarı çıkıyorum. İşte böyle...
Elimde bir dolu yarım iş var ama boyamalarımı aksatmamaya gayret ediyorum çünkü bana inanılmaz iyi geliyor. Terapi gibi... Gerçekte herkesin hayatı kendine aittir,bana laf söz düşmez ama üretmeden öylesine zaman geçirenlere hayret ediyorum. Televizyon karşısında öylesine vakit öldürmek,boş sohbetlerle negatif elektrik yüklenip eve dönmek hiç bana göre değil. Hattta size bir sır vereyim bizim decoderimiz aylardır bozuk,Hayatımızda bir eksiklik hissetmiyoruz açıkçası. Haber dinlemek için radyo ,okumak için de gazete yetiyor bize ...Yalnız bu hafta annem bizde konuk ,o biraz sıkıldı gibi. '' televizyonsuz ev olur mu ? '' diye söyleniyor,sabah proğramlarını kaçırmayan anacığım için yeni bir decoder almak şart oldu galiba :)
Kızlar gün boyu yaramazlık peşindeler ,kışperverlerin gururu ben bile '' havalar biraz ısınsa da bahçeli eve kaçsak '' demeye başladım. Bahçede kızlar da biz de rahat ediyoruz. Gün boyu enerjilerini harcayan kızlar kucak kavgası yapmıyor,sabah akşam kudurmalarını sabahla sınırlıyorlar :) Bahçeli evin tek sakıncası var ; gün boyu bin kez ev bahçe yapan Keşkül'ün özellikle yağmurlu havalarda ayaklarını yıkamaktan canım çıkıyor. Ayakları kirlenmesin diye sokakta çamura basmayan hanım kızım söz konusu bahçe olunca gözü hiçbir şey görmüyor.
Kızlar yaramazlık peşindeler dedim ya bir de Tagaddi'nin pencereden dışarı mahzun mahzun bakışı var , işte o bakış , içimi acıtıyor resmen. Sokak tecrübesi yazın bahçeyle sınırlı olan Küdük ise mahallede zaten '' cam güzeli '' olarak tanınıyor. Garibim hayatı ev ve bahçeden ibaret sanıyor. 
 Biraz şundan biraz bundan karışık bir post oldu bu ama '' ben iyiyim, iki satır yazamasam da sizlere,sizi  takipteyim,buralardayım yani '' demek için ses verdim.
Hafta sonu kartıyla karışık bu post fotoğrafsız kalmasın istedim . Fotoğrafını çektikten bir kaç dakika sonra afiyetle mideye indirdiğimiz fotojenik (!) makaronlar eşliğinde '' en güzel hafta sonları sizin olsun '' dileklerimi kabul edin lütfen !

9 Ocak 2012 Pazartesi

İkea galvaniz sulama kabının değişimi



Maviyi şimdiye değin evimde cesaret edip de kullanmışlığım yoktur. Serinlik hissi veren bu rengin dekorasyonda kullanımı  bana hep yazlık evlere yakışırmış gibi gelir. Bu yıl boyadığım objelerde  çokça kırmızı yeşil  kullandım. Ta ki Yasemin ( Ece Aymer Craft House /İzmir'den  arkadaşım ) aynı tondaki maviyle atölye için bir çaydanlık boyayana kadar. Baktım pek hoş,pek neşeli olmuş bir cesaret ben de boyayıverdim :) Aslında mavi obje evde yalnız kalacağından yanına mutlaka tamamlayıcı bir şeyler yapmam gerekecek. Böylece ben de yeni renklere hayatımda yer vermiş olacağım :)
Dekorasyonda cesur olmak gerekiyor. Milletçe pek cesur değiliz galiba. Çevremdeki evlerin dekorasyonunun  birbirine benzemesi de bundan. Ben cesur muyum ? Hayır ! Ucundan kıyısından bir yerlerden başladım o kadar. Bütün çılgınlığım mutfak dolaplarımı  country yeşiline  boyatmaktan ibaret . İlk önceleri o kadar yadırgandım ki anlatamam. Bu bile çevreme fazla geldi :)
Neyse sözü fazla uzatmadan geleyim sulama kabının boyama aşamalarına ;
Fotoğrafını görmüş olduğunuz süslü şey önceki hayatında pek çirkin bir  galvaniz  sulama kabıydı Objemizin ne yazık ki  estetik operasyondan önceye ait bir fotoğrafı bile yok :( Arzu edenler ayrıntılı bilgi için  ikea 'nın sayfasından bakabilirler . Ben yine de sizler için  temsili fotoğrafını veriyorum.
Efendim önce kabımızı primerle 2 kat boyadım , 24 saat kurumaya bıraktım ,kuruyunca da alttaki astar boyayı -yani primeri- kapatıncaya değin enamel ile boyadım. Üstündeki çiçek kelebek motiflerini gündüz gözüyle (!) gayet dikkatlice kestim,hamurladım ve yapıştırdım. İki kat koruyucu tutkal sürdüm ve verniklenmek için havanın açık olduğu bir günü beklemek üzere mutfak masamın üstüne koydum . Aklınızda bulunsun ,sprey vernik büyük kolaylık ama mutlaka açık havada yapılmalı. Eh artık bahara  kadar mutfakta keyif çatsın ,zamanı gelince iş başına...
 Hepinize güzel ama çook güzel bir hafta diliyorum.
Sevgiyle kalın !


 temsili resim :)

7 Ocak 2012 Cumartesi

Çekiliş sonucu





Sevgili blog dostlarım,
Değerli yorumlarınız,hakkımdaki samimi düşünceleriniz ve beni benim kadar iyi anlayıp desteklemeniz karşısında nasıl duygulandım anlatamam. Her birinize teker teker teşekkür etmek isterim. Tekrar söylemek isterim ki hayatımda gerçekten çok farklı bir yere sahip olan siz dostlarım iyi ki varsınız. İyi ki yolumuz kesişti,sayenizde her gün yeni bir şeyler öğrenmek ve üretmenin verdiği hazla yepyeni bir dünyanın kapılarını aralamak değeri ölçülemez bir zenginlik... Hepinizin yeri gönlümde ayrı ve hepinizi çok seviyorum !
Gelelim acemice yaptığım çekilişin sonucuna. Bu gün yani 6 ocak cuma günü saat 8 e kadar postuma 56 adet yorum yapılmış. Bir kaç arkadaşım çekilişe katılmak istemedi onların yorumlarını yayınlamadım,bende saklı kaldı. 56 yorum için yaptığım çekilişte 21. sırada yorum yapan  MEYRA'NIN GEMİSİ  adlı bloğun sahibesi sevgili Hümeyra  kazandı. Sonucu kendisine ayrıca mail yoluyla bildireceğim ve armağanı kendisi açıklayacak sizlere.
 Katılımınız için tekrar teşekkür eder,hepinize çok güzel bir hafta sonu dilerim !

5 Ocak 2012 Perşembe

500 olmuşum !

Merhaba sevgili blog dostlarım ,
Bundan yaklaşık 2 yıl önce blog yazmaya karar verdiğimde bu dünyanın kurallarından habersizdim. Hatta ilk yorumlarımı göremediğimden günlerce kumanda panelimde onay beklemişler ve ben onları yanıtlayamamıştım bile... 
Yıllardır ev dekorasyonuyla ilgili tüm yazıları netten araştırırken bloglardan haberim olmuş ama blog yazmayı aklımın ucundan  geçirmemiştim. 2010 yılının mart ayında birden aklıma gelen blog yazma hevesiyle ''beni de okuyan olur mu ?'' diye kendime bile sormadan öylesine başladım yazmaya. Hiçbir iddiam yoktu. Olduğum gibi ev halimle çıktım karşınıza. Çok iyi el işi yapamam,dikiş dikemem,hatta çok değişik yemek dahi pişiremem. Sıkıntıya gelemem,elimdeki kitaptan hoşlanmadıysan oracıkta bırakıveririm,o kadar yani :)   Tutku derecesinde hayvanseverim,insanları da çok severim ve ne yazık ki kolay inanırım;kin tutmam ama fil gibi hafızam vardır  kolay  unutmam. İzmir'i severim ama ikliminden hoşlanmam. -İlk görev yerim Bolu'da o  koşuşturma içinde tadına varamadığım için belki -karı kışı çook severim. Yarım yüzyıla varan yaşımda hala öğrenmeye çalışan yılların yorgunluğunu üreterek atmaya çalışan biriyim o kadar...
Bu yazıyı neden mi yazdım ? Sabah maillerimi kontrol ederken bir baktım ki evime konuk olan dostlarımın sayısı 500 oluvermiş,200 ü geçkin konuğum da facebooktan beni izliyor. Hoş bu konuklarımın çoğu aynı zamanda blog dostlarım ama yine de sevilmek aranıp sorulmak çok güzel şey.
Şimdiye değin hiçbir çekilişe katılmadım, Sevgili Gülsüm hanım'a '' beni çekilişe dahil etmeyin ama naylon poşet kullanımına ben de karşıyım '' diye yorum bıraktığım halde bana armağan göndermişti onu hariç tutalım :)  Hiç çekiliş düzenlemedim ama ilk kez ben de 500. izleyiciye ulaşmamın şerefine bir çekiliş düzenlemek istedim. İçimden geldi ...
Bu postumu okuyup da 7 ocak 2012 tarihi akşam saat 20.00 ye kadar yorum bırakan arkadaşlarımın arasından 1 kişiye özel bir hediyem olacak. Yurt içinde kargo ücreti bana aittir. Yurt dışında oturan izleyicilerim yurt içinde bir adres belirtirlerse seve seve yollarım !
Herkese bol şans diliyorum sevgili dostlarım ,iyi ki varsınız...

2 Ocak 2012 Pazartesi

Dikiş dikemem ama...







  '' Bu zamanda ne gerek var ,hazır al; hem daha ucuz hem de çeşit çok '' diye düşünülse de ben dikiş bilmeyi isterdim. Çeşit çeşit giyinmek  için değil,evime ufak tefek aksesuarlar dikebilmek için isterdim .  Biçki -dikiş kurslarına benim gibi dikiş makinesini kullanmayı dahi bilmeyenler gitmediği için de doğruyu söylemek gerekirse canım hiç istemedi oralarda öğrenmeyi. 
  Yeni emekli olduğum yıl içimde kalan kesip biçme,dikme,örme  hevesiyle  patchwork kursuna  koşturdum. Aman Tanrım ! Milletin işi yok sabahın kör şafağında gelip dikiş makinesinde yer kapıyor. Zaten az sayıda  olan emektarlar da durmadan arıza yapıyor,hasılı kelam ben orada makine çekmeyi bile öğrenemedim :( Ne kazancım oldu ? '' Madem makinede patchwork yapamıyorum ben de el dikişiyle yaparım '' dedim ,parmak uçlarım delinip kanayana kadar diktim diktim... Hoş makbul olanı da oymuş zaten ! Tabii o zamanlar ben bilmiyorum .
  Patchworkü  seviyorum ama zahmetli iş,bir de çok zaman alan bir uğraş. Yabancı dekorasyon dergilerinde özellikle country tarzında dekore edilmiş evlerde pek güzel örneklerini görüyorum ama ben öyle uzun boylu işlerle uğraşacak kadar sabırlı değilim . O hevesim de çok uzun sürmedi , bir yerlerde uyutuyorum  şimdilik ...
  İki hafta kadar önce Atölye'de bizim kızlardan birinin yaptığı dikiş kutusunu gördüm ve bayıldım tabii ! Makinede dikiş dikemem diye dikiş kutusundan kendimi mahrum edecek değildim herhalde . En azından kanaviçe malzemelerimi koyarım içine diye düşündüm ve başladım yapmaya...
  Önce yeşile boyadım. Sonra  Cath Kidston'un desenini çok beğendiğim bir kumaşından  fotokopi çektik ,yanlarına bu fotokopiyi yapıştırdım. Kapaklara stencil uyguladım. Hani size '' çok yakında ne için yaptığımı açıklarım '' dediğim minyatür kanaviçelerim vardı ya onları da üstüne yapıştırdım. Kocaman düğmelere saman ip geçirmek Şeyda Hanım'ın fikriydi birlikte süsledik püsledik ve ta ta tataaaaaaaaa!!!
  Her zaman olduğu gibi daha verniklemeden sizlerin karşısına çıkardım :)
  Bu yıl da elinizden işiniz,kafanızdan projeleriniz eksik olmasın sevgili arkadaşlarım !